TMMOB 43. DÖNEM III. DANIŞMA KURULU SONUÇ BİLDİRİSİ

0

İnşaat Mühendisleri Odası Teoman Öztürk Konferans Salonu’nda 12 Eylül 2015 tarihinde toplanan TMMOB 43. Dönem III. Danışma Kurulu sonuç bildirisi yayımlandı.

TMMOB 43. DÖNEM III. DANIŞMA KURULU SONUÇ BİLDİRİSİ

TMMOB 43. Dönem III. Danışma Kurulu, 12 Eylül 2015 tarihinde, İnşaat Mühendisleri Odası Teoman Öztürk Konferans Salonu’nda toplanmıştır. Danışma Kurulumuz, 7 Haziran ve 1 Kasım milletvekili genel seçimlerinin arasındaki bir tarihte toplanmamız ve içinde bulunduğumuz dönemin olağanüstü özellikleri nedeniyle bir sonuç bildirisinin yayımlanmasına karar vermiş; aşağıdaki sonuç bildirisini tam bir görüş birliği ile benimsemiş ve kamuoyu ile paylaşmaya karar vermiştir.

“TMMOB Savaşa ve Faşizme Teslim Olmayacak, Toplumsal Sorumluluklarını Yerine Getirmeye Devam Edecektir”

TMMOB 43. Dönem 3. Danışma Kurulu, emek ve demokrasi karşıtı 12 Eylül 1980 faşist darbesinin yapıldığı günde toplanmıştır. TMMOB 70’lerden bugüne meslek sorunlarının toplumsal sorunlardan bağımsız olarak ele alınamayacağından hareketle, kamu yararı doğrultusunda sorunların çözümü için mücadelesini sürdürmüş ve insan haklarını, örgütlülüğü, demokratik hakları yok sayan baskıcı iktidarlara karşı durmuştur.

Bu yaklaşımla TMMOB olarak, Mayıs ayında yayınladığımız “TMMOB Seçim Bildirgesi 2015”te kapsamlı değerlendirmeler yaptığımızı hatırlatmak ve orada dile getirdiğimiz eleştiri ve istemlerimizin 1 Kasım 2015 seçimleri için olduğu kadar önümüzdeki süreçler için de geçerli, ivedi ve tarihsel olduğunu belirtmek isteriz.

Bildirgemizde AKP iktidarını sarsmanın öneminden hareketle, “2015 seçimleri bu yönde olumlu gelişmelerin yansıdığı bir platform mu olacaktır yoksa yakın, orta ve uzun erimli yeni platformlar veya dinamikleri mi gerektirecektir? Bu soruların yanıtları tamamen toplumsal pratik konusudur. Ancak TMMOB her iki yönü de içeren toplumsal-mesleki sorumluluğunu, önceki çabaları yanı sıra bu bildirge ile de yerine getirmek ve hiçbir siyasi partinin arka bahçesi olmayan tutumunu sürdürerek bağımsız yaklaşımlarını açıklamak ve o doğrultuda mücadele etmek kararlılığındadır” demiştik. Bu görüşümüz güncelliğini korumaktadır. Özel olarak 7 Haziran 2015 seçimleri, önemseyerek vurguladığımız toplumsal pratiğin olumlu sonuçlarını ve TMMOB’nin bağımsız çizgisi ile, toplumsal-mesleki sorumlulukla bezenmiş mücadeleci konumunu haklı çıkaran sonuçlar üretmiştir.

AKP, 2009 yerel seçimleri bir yanda tutulursa, ilk kez ciddi bir gerileme ve göreli de olsa önemli bir yenilgi yaşamıştır. AKP’nin Gezi ile birlikte başlayan yenilgiler dönemi ve iç çelişkileri seçimlerle sürmüştür. “Seçim sonuçları, 2013 Haziran halk hareketinin sayesinde, onun dolaylı bir ürünü niteliğindedir” demek olanaklıdır. Zira halk, 2013 Haziran’ı ile birlikte kendi gücünün farkına varmaya başlamış, direnç ve muhalefetini birçok alanda sürekli kılmış ve bunu ilk kez seçimlere de yansıtmıştır. Ancak gerçeği tam olarak ifade etmek açısından, ekonomik, siyasi, idari, yargısal, askeri ve polisiye tüm olanakları eline geçirmiş, hukuk tanımayan bir gücü yalnızca eşitsizliklerle dolu bir seçim, temsili demokrasi ve parlamenter mücadele kanallarıyla alt etmenin zor olduğunun görüldüğünü de ayrıca belirtmek gerekir.

Seçimler aynı zamanda barış isteminin kaynaştırıcı bir içerikle benimsendiğini göstermiştir. Halkların kardeşliği şiarı vücut bularak faşizmin barajı HDP nezdinde aşılmış; kaldırılması yönündeki toplumsal istem, sonrası için de güncellenmiştir.

Seçim sonuçları toplumcu, demokrat, ilerici kesimlerin “Başka Bir Türkiye” özlemi doğrultusunda mücadelesinin ne denli önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Ancak yukarıda değinilen ve değinilmeyen olumluluklar, temel öneme sahip diğer gerçeklerin üzerini örtmemelidir. Zira Erdoğan-AKP iktidar gaspına dayalı olarak; seçimleri, seçilmiş parlamentoyu, olağan hükümet kurma süreçlerini olağandışı yöntemler ile tanımamakta ve ülkeyi demokratik usul ve normlar ile olağan siyasi gelenekler dışında, faşist bir tarzda yönetme gayreti içindedir. “Tek derdimiz İslam, İslam, İslam”, “Türkiye’nin yönetim sistemi değişmiştir”, “evlatlarımızı feda etmeye hazırız” vb. yaklaşımlara sahip bir iktidar söz konusudur.

Seçimler önemli, olumlu sonuçlar üretmesine karşın, TMMOB Seçim Bildirgesi 2015’te belirtilen önemli bir düğüm noktasını, yani temsili demokrasi/temsili siyaset ve parlamentarizmin kriz içinde olması durumunu değiştirmemiş, 7 Haziran sonrasında söz konusu krizin yeni ve çok katmanlı bir evresine geçilmiştir. Tek kurtuluş yolu iktidar olmaktan geçen, yalnızca “devri sabık” yaratmayacak uzlaşmalara açık olabilecekmiş gibi görünen, Gezi’den beri kendi yurttaşlarına karşı savaş açmış, toplumsal muhalefeti her yolla bastırmaya çalışan, gerekirse iç savaşı bile ufkuna yerleştirmiş olan Erdoğan-AKP iktidarının temsili parlamenter demokrasiyi benimsemesi ve onun kurumsallaşmasına hizmet etmesi, önümüzdeki olgunun doğasına aykırıdır. Türkiye’de şu anda yaşanan olağanüstü durum budur ve Erdoğan tarafından çeşitli yönleriyle defalarca dile getirilmiştir.

Diğer yandan parlamenter muhalefetin seçimler sonrası AKP ekseninde patinaj yaptığı da açıktır. Muhalefetin ufkunda AKP’nin sarsılması, hükümet ortağı yapılmaması, siyaset ve devletteki gücünün geriletilmesi gibi açık belirleme ve hedefler bulunmamıştır. Bütün parlamenter muhalefet, sonuçta iktidarı güçlendiren AKP’li düzenin tesisi için çalışmıştır. Nihayetinde tam da bu nedenle, gerçekte ciddi ve AKP’ye oy vermeyen halkı dahi tatmin eden bir muhalefet boşluğu bulunmaktadır. Erdoğan-AKP iktidarı yeni hükümet kuruluş sürecini bu nedenle göz göre göre oyalamalarla boşa çıkarmış; ülkemizi tekrar seçim, şiddet, savaş sarmalına sokabilmiştir.

Seçimler sonrasında, bunalımın yeni ve üst bir evresine girildiğini bugün herkes görebilmektedir. AKP’nin Ortadoğu’da izlediği politikanın bölgesel savaşları, iç savaşları; ülkemiz içinde izlediği politikanın da bir iç savaşı zorlayıcı nitelikte olduğu artık herkes tarafından görülebilmektedir.

Kürt sorununda “çözüm süreci”nin bitirilmesi; ölümler ve provokasyonların gündelik olaylar haline gelmesi; PKK’nin tekrar silah kullanma zeminine çekilmesi; Suruç’ta 32 sosyalist gencin katledilmesi; Cizre başta olmak üzere yanıp yıkılmış ilçeler, kentler yaratılması, günlerce süren sokağa çıkma yasaklarıyla oluşan savaş ortamında çocukların da içerisinde yer aldığı onlarca sivilin katledilmesi; HDP’nin açık hedef haline getirilmesi, linç kültürünün teşvik edilmesi; CHP ve HDP genel başkanları için fezlekeler hazırlanması; emperyalizm, bölge gericiliği ve AKP’nin eseri olan IŞİD’in Suriye’de ve Türkiye’de Kürtlere karşı kullanılması; İncirlik’teki ABD üssünden askeri uçuşlara yeniden izin verilmesi; kaotik ortamın yeni unsurlarını oluşturmuştur.

Seçim sonrası oluşan durum çok yeni değildir, AKP iktidarının izlediği politikaların devamı, bir üst evresi niteliğindedir. Zira bilindiği üzere AKP iktidarı, Türkiye’nin neoliberal-muhafazakâr dönüşümünü kendi İslami kurgularıyla tepe noktalara çıkararak uygulama ve parlamenter sistemi dışlayan tarzda bir otoriterleşme eşliğinde emperyalizmin icazetiyle bölgesel bir rol üstlenmişti. “Yeni Osmanlıcılık”, büyük güç olma vb. amaçlar, gerçekte pan-İslamizmin bir kılıfıdır ve emperyalizmin oyun alanı içindedir. AKP iktidarının, emperyalizmin taşeronu olma işleviyle uyumlu olarak belirlediği özel dış politika hedefleri, bizzat emperyalizm ve bölgedeki gelişmelerle sınırlanmış ve yeniden belirlenmiştir. Emperyalizm, bölge gericiliği ve AKP iktidarının ittifakı, özgül çıkarlar etrafında yenilenmekte, bölge halklarının kırımına yol açmaktadır. Bütün bu etkenler Türkiye’yi bunalımlı, kaotik bir sürecin yeni bir evresine sokmuştur. Türkiye bugün çok katmanlı, iktisadi, siyasi bunalım, temsili siyaset, temsili demokrasi ve parlamentarizmin bunalımı içindedir. Kürt sorununun tekrar şiddet sarmalına sokulması, milliyetçiliğin teşviki, bölgesel olarak kurgulanan mezhep, din esaslı çatışmaların tezgâhlanması ve Suriye iç savaşına kışkırtıcı yaklaşım, bunalımı artıran faktörler arasında yer almaktadır.

İçerisine sürüklenmekte olduğumuz savaş sarmalının kaçınılmaz sonucu olarak doğal, kültürel ve tarihi çevrenin yıkımıyla beraber kitlesel göçlerle ortaya çıkan mülteci dramı giderek büyüyen ve yaygınlaşan bir insanlık suçunu ortaya çıkarmaktadır.

ABD, Batılı müttefikleri, bölge gericiliği ve AKP iktidarının beslemesi olan IŞİD’in sınırlanması gerekliliğini, Kürt sorununu yine şiddet sarmalına sokan politikalar ve toplumsal muhalefeti zorbalıkla bastırmaya çalışan AKP, iktidarını korumak için erken seçim, savaş, provokasyon yöntemlerine başvurmakta; devlet şiddeti ve gizli servis oyunlarını başat araç olarak kullanmaktadır. AKP iktidarı, IŞİD’i, PKK’yi, HDP’yi, solu ve bütün toplumsal muhalefeti aynı kaba koyma çabası içindedir. İktidar, Kürt sorununun etki sahasını, Türkiye ve Suriye’deki Kürt hareketlerini sınırlamayı, Türkiye’deki siyasal-toplumsal muhalefetin yükselişini önlemeyi ve “azınlık” iktidarını savaş, ölüm ve kanla korumaya çalışmaktadır.

Bu genel durum karşısında TMMOB ve Odalarımızın tutumu nettir: Komşularımızla, halklarla kardeşlik, her ülkenin bağımsızlığının ön koşulsuz bir şekilde tanınması, iç işlerine hiçbir şekilde müdahale edilmemesi gerekmektedir. Kürt sorununun şiddetten uzak, barışçı, eşitlikçi, demokratik koşullarda ve bir arada yaşam felsefesine uygun şekilde çözülmesi elzemdir. Sınıf mücadelesinin, emek ve demokrasi güçlerinin, hem genelde hem de bu sorun özgülünde ağırlığının artması gerekmektedir.

Parlamenter muhalefete ve özellikle onun ilerici unsurlarına güç verebilecek, kitlelerdeki parlamenter muhalefet kanallarının tatmin edemediği daha aşkın istem ve özlemlere yanıt olabilecek, AKP’nin mutlak bir şekilde alt edilmesi ve düzen değişikliği arzularını mücadele motivasyonuna dönüştürerek geliştirebilecek bir mücadele birliğine olan gereksinim sürmektedir. Eşit, özgür, barış içinde, laik, demokratik bir Türkiye, ancak böylesi birlikteliklerin yürüteceği mücadele ve kazanımlarla oluşturulabilecektir. TMMOB’nin de temellerinde bulunduğu Taksim Gezi Parkı direnişinin bize ve tüm emek güçlerine verdiği mesaj bu yöndedir.

AKP faşizmi, savaş ve kaosa karşı toplumsal muhalefetin önündeki en önemli görev, ülkemizin içinde yer aldığı kapitalist cenderenin kırılması, emperyalizme karşı bağımsızlığın sağlanması, laikliğin toplumsal hayatın düzenlenmesinde belirleyici olması, mezhepçi-İslami renkli neo-liberalizmin ve faşizmin alt edilmesi ve bunun için toplumsal muhalefet dinamiklerinin birliğinin sağlanmasıdır.

İçinde bulunduğumuz kritik evrede 2013 Haziran direnişinin izinde diri bir halk hareketi ve onun işaret ettiği halk demokrasisi yönü, emek ve demokrasi güçlerinin rehberi olmalıdır.

TMMOB bu yönde toplumsal sorumluklarını yerine getirmeye devam edecektir. TMMOB, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, kendisini siyasetin merkezine koymadan, kimsenin arka bahçesi olmadan, bilimsel-teknik ve toplumsal gerekliliklerin arkasında durarak, emek ve demokrasi güçlerinin birlikte mücadelesi için özverili pozitif konumunu sürdürecektir.

Haziran’ın sözü, yitirdiğimiz değerlerimizin sözü, sözümüz olmaya devam edecektir:

“Bu daha başlangıç, mücadeleye devam”

“Savaşa hayır! Barış hemen şimdi”

 

TMMOB Danışma Kurulu

Paylaş

Yorum Bırakın